Perşembe, Şubat 20

Mine Türkili’den Michelangelo’nun kenti: FLORANSA

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Gazeteci-Yazar Mine Türkili, Floransa’yı anlattı: “İtalya’nın klasik turları arasında, bir üçleme vardır. Roma, Floransa, Venedik ya da Napoli. Ancak Bertolucci’nin “Çalınmış Güzellik” filminin muhteşem doğası, İtalyan filmlerinin kırsal güzellikte kurulan kocaman sofraları, Toscana’nın terk edilmiş gibi duran yalnız çiftlik evlerinde servi ağaçları…”

Tüm bilinenlerin aksine, bakışlarımı Arno nehrinin karşı kıyısına, kirli sarı renkli, yeşil panjurlu yan yana dizilmiş evlere çeviriyorum. Paris’in sembolü Eyfel Kulesi gibi Filippo Brunelleschi’nin eseri Santa Maria del Fiore Katedrali’nin kubbesi de bu kentin simgesi. O görkemli kubbeyi de arkamda bırakıyor, 1345 yılında inşa edilen ve II. Dünya Savaşı’nda bombardımandan kurtulan tek köprü Ponte Vecchio’dan geçiyorum. Eskiden kasaplar, tabakhaneler ve demir atölyelerinin bulunduğu köprü, şimdi mücevher dükkânlarının ışıl ışıl vitrinleriyle göz kamaştırıyor. Köprünün tam ortasında bir sokak çalgıcısının müziği duyuluyor. Yıllar önce Medicilerin halkın arasına karışmadan iki saray Palazzo Pitti ve Palazzo Vecchio arasında resimlere bakarak yürüdükleri Vasari Koridoru’ndan geçer gibi, turist kalabalığından saklanarak uzaklaşmak istiyorum.

Burası Oltrarno yani Arno’nun ötesi. Bir zamanlar, kent merkezinde saray yaptırmaya gücü yetmeyenlerin yaşadıkları, biraz da küçümsenen bir bölgeymiş. Zaman içinde banker Lucca Pitti için yaptırılan Palazzo Pitti’yi alan Mediciler bir yıl sonra Rönesans bahçe düzenlemesinin mükemmel bir örneği olarak Boboli Bahçeleriyle Arno’nun ötesine değer kazandırır. Bugün Floransalıların katedral civarındaki turist kalabalığından kaçmak için tercih ettikleri minik meydanlar, restoranlar yine bu bölgede.

Borgo San Frediano’ya doğru Santo Spirito caddesi üzerinde yol alırken 62 numarada, tüm “made in Italy” fabrikasyon ayakkabılarına inat, Francesco isimli dükkanın vitrininde sıralanmış el yapımı sandaletlere karışan kösele kokusu ve çekiç sesi sokağa farklı bir anlam katıyor. Floransa’ya özgü ebru kağıtlarla, zarflarla dolu bir vitrin, gizemli çekiciliği, tarih kokan bir antika dükkanı… Mahalle şarküterisinden gelen bresaola, prosciutto kokusu, vitrine sıralanmış renk renk kocaman makarnalar…  Burası bir mahalle ve ister istemez Pratolini’nin 1949’da yazdığı “Le Ragazze di San Frediano” dizeleri aklıma geliyor. “ Doğanın kendisi haline gelmiş bir uygarlık, ne mükemmel, Tanrı’nın tebessümünün ürkütücü ve büyüleyici devinimsizliği San Frediano’yu içine çeker ve onu göklere çıkarır… “ Yolun sonunda San Frediano kapısını geçtikten sonra Pisana Sokağı 2 numarada Trattoria Sabatino, Küçük bir aile işletmesi olan bu mekanın müdavimi Floransalılar. Yıllardır bu mahallede yaşayan, Borgo San Frediano 46 numarada yaşayan Maria Luisa Andreucci, her Cuma Sabatino’ya baccala (morina ) yemek için geldiğini söylüyor.

Zengin Tarihsel Miras…

Evet, Toscana halkının kökenleri Etrüsklere kadar uzanıyor. Etrüsklere dair yapılan çalışmalar her ne kadar tartışmalı olsa da, antik şehirlerde çıkan heykeller, çanak çömlekler, süs eşyaları onların medeniyetinin en güzel kanıtları. İşte Atalarından böyle bir medeniyeti de miras aldığına inanan Floransalılar, Fiorentine olmaktan her zaman gurur duyarlar. Onlara kalan miras, sadece Rönesans değil, İtalyancanın bugüne kadar ulaşan dil bilimi Akademisi Academia Della Crusca’nın temelleri de 1580’lerde Floransa’da atıldı.

Burada var olan o entelektüel havayı koklamak için Arno’nun karşı kıyısına geçiyorum yeniden. Bu kez farklı bir köprü Santa Trinita köprüsü. Arno nehri gürül gürül akıyor. Floransa tarihinde 4 Kasım 1966’nın ayrı bir yeri var. Arno’nun taşması ve su seviyesinin 11 metreye kadar yükselmesi. Sanatın da çok büyük bir darbe aldığı bu olayın izleri, Floransa duvarlarında görülür. Santa Croce Meydanı yazan tabelanın hemen altında, 1557 ve 1966 yıllarında Arno’nun taşarak geldiği noktayı görmek mümkün. Repubblica Meydanı turistlerle dolu, ortada bir atlıkarınca, sanki zamanı geriye alabilecek. (Floransalı gazeteci yazar Tiziano Terzani’nin Doğu ve Batı karşılaşmasını yaşadığı amansız hastalıkla anlatan, Türkçeye de “Atlıkarıncada bir tur daha” olarak çevrilen kitabı geliyor aklıma.)

EPSON DSC picture

Sanatçıların edebiyatçıların buluştuğu 1800’lerden günümüze kadar gelen Giubbe Rosse’de cappuccino yudumlarken, bu kentin dizeleri, ünlü şair Dante Alighieri’nin İlahi Komedyası’nın metinlerini kentin farklı yerlerinde görmek mümkün. 13.yüzyıldan kalma doğduğu kule evden yapılacak kısa bir yürüyüşle Santa Maria de’ Cerchi Kilisesi’ne ulaşılıyor. Rivayete göre Dante büyük aşkı Beatrice’yi ilk defa burada görmüş.

PRATO FİRENZE

Rönesans’ın bu kentte doğuştan bekçisi olmak, Floransalılara ayrı bir soyluluk veriyor. Ancak Floransalılarla Pratolular arasında yıllardır süren çekişmede, Floransalılar bizde sanat var derken, Pratolular da bizde para var der. Floransa’ya 20 km. uzaklıkta bulunan Prato’da İtalyan modasının tekstil dünyasının kalbi atıyor.

Yaklaşık 1000 yıllık geçmişi olan Prato, Floransa’dan sonra Toscana Bölgesi’nin ikinci büyük şehri. Şehirdeki Tekstil Müzesi bu kentin tekstil geçmişinin en iyi örneği. Prada, Gucci, Ferragama gibi Italya’nın ünlü moda markalarının kökleri buradaki üretime dayanıyor. Ancak Prato’da artık “Made in Italy” yerini “Made in China” ya bırakıyor.

Şehirdeki bu değişimi Prato’da bir tekstil firmasında çalışan ve “yenibaşlayanlariçinitalyanca” bloğuyla Floransa’nın gönüllü elçisi Kimya Mühendisi Zehra Bural şöyle açıklıyor; “Prato 1980’lerde Çin’den göç almaya başlıyor ve bir kumaş kenti olan Prato, hazır giyim kentine dönüşüyor. Bugün 3.nesil Çinliler iyi eğitimli, çok iyi İngilizce ve İtalyanca konuşuyorlar. Üretim yerlerini de Prato sınırlarını aşarak, Prato’nun yeni tekstil sanayi Mahallesi olan Marcolotto’ya taşıyorlar. Tahmini rakamlara göre, Prato’da 5bin Çinli atölye var, günde 1 milyon adet kıyafet üretiliyor ve 2 milyar euroluk ciroları var.”

Bu ekonomik değişim aslında yaşamın birçok alanına yansıyor, Prato artık İtalya’nın Little China’sı olmuş. “Artık” diyor Bural, “Kentin o gösterişli bir zamanlar İtalyan tekstil tüccarlarının oturduğu evlerde yeni nesil Çinliler oturuyor. Çinliler burada üretim yapmanın dışında Çin’den de birçok ürün getirip, 99 cent mağaza zincirlerini artırıyor.”

Ortaçağ kasabası, San Gimignano

Rönesans’ın doğuşuna öncülük eden, sanatçıya verdiği destekle tanınan Medici Ailesi, 1434 yılından 1743’e kadar Toscana Bölgesi’nde söz sahibi. Sadece sanatçılar değil, Toscana’yı bilimsel buluşların merkezi yapan Galileo da Medicilerin desteğini aldı. Medicilerle birlikte Ortaçağ’ın kuleli yapıları yerini saraylara bıraktı. Bugün Floransa’da birçok kilise ve binada, o binanın yapımını finanse eden soylu ailenin armasını görmek mümkün.

Rönesans şehri Floransa’dan Ortaçağ izlerine doğru bir yolculuk yapmak isterseniz. En doğru adres, tipik bir Ortaçağ kasabası olan San Gimignano. 14.y.y. izlerinin korunduğu, daracık sokakları, geleneksel Toscana kulelerinin yükseldiği bu kasabada zamanında 70 ‘ten fazla kule varmış. Toscana öylesine uçsuz bucaksız bir zenginliğe sahip ki, üzüm bağları, zeytin ağaçları ve bu muhteşem doğada konaklayabileceğiniz agriturismo adı verilen çiftlik evleri.

İtalya’nın klasik turları arasında, bir üçleme vardır. Roma, Floransa, Venedik ya da Napoli. Ancak Bertolucci’nin “Çalınmış Güzellik” filminin muhteşem doğası, İtalyan filmlerinin kırsal güzellikte kurulan kocaman sofraları, Toscana’nın terk edilmiş gibi duran yalnız çiftlik evlerinde servi ağaçları… Evet, ilk kez 1992’de Rio Çevre Zirvesi’nde ortaya çıkan eko turizm topluluğuyla, Toscana Bölgesi’nde tatil anlayışı değişiyor. Bu amaçla kurulan pianopianotoscana farklı bir tatil organizasonu öncülerinden.

13 milyon ziyaretçi

Rönesans’ın doğduğu kent Floransa’da alışılmış manzaralardan biri de bir müze önünde ya da Duomo Meydanı’nda sıra bekleyen turistler. Rakamlar da Floransa’da ziyaretçi sayısının günden güne arttığını söylüyor. Son rakamlara göre 13 milyon ziyaretçi sayısı, en çok ziyaret edilen yerlerin arasında Uffizi Galerisi, Pitti Sarayı ve Boboli bahçeleri var.

Duomo’nun ihtişamının aksine İstasyon yakınında oldukça mütevazı bir görünümde kalan Gotik bir sanat eseri Santa Maria Novella Kilisesi de görülmeye değer. Üstelik bu günlerde Kilisenin bahçesinde Leonardo Da Vinci’nin şifresine dair bir sergi var. 15 Aralık’a kadar açık olan sergide Da Vinci’nin altın oranı, doğanın bir bütün olduğu gerçeği, onun dahi geometrisini görmek mümkün.

Müzeler, kiliseler derken, biraz gizli kalmış, giriş kapısından tarihi olduğu çok da anlaşılmayan Dünyanın en eski eczanelerinden biri Santa Maria Novella, Scala caddesi üzerinde 16 numarada. Dominiken keşişleri tarafından 14. .y. da kurulmuş, Caterina de Medici’nin himayesinde parfüm üretimine başlamış ve bugün sabunlarıyla, bitkisel ilaçlarıyla üretime devam eden eczane, dekoruyla da görülmeye değer.

Ve her kentte bir geleneği gerçekleştirmek lazım, Floransa’ya da tepeden bakmak için gidilecek yer ise, 1860’larda Giuseppe Poggi’nin düzenlediği ve Michelangelo’nun heykellerinin bulunduğu Michelangelo Meydanı.

Yemek seçenekleri çok

Floransa’da yemek için o kadar çok seçenek var ki… Yerel tatlar arasında bir gezinti için, San Lorenzo sokak pazarının tam ortasında bulunan 1874 yılında Giuseppe Mengoni tarafından yapılan Mercato Centrale, tam bir görsel şölen.

Yine aynı meydanda bulunan Za’ Za’ ödüllü, tarihi bir restoran, Toscana lezzetlerini pratik ve hızlı servis ediyor. Floransa’nın Mc Donalds’ı olarak anılıyor.

İstasyon yakınında bir Restoran, Sabatini, geleneksel lezzetlerin sunulduğu şık ve tarihi bir mekân, sadece yemekleriyle değil, 1970’lerden bu yana dünyanın dört bir anından gelen sanatçılar, politikacılarla da adını duyurmuş. Duvarda onların imzaları görmek mümkün.

Ve Floransa’da Uffizi Galerisi ile Vecchio Sarayı arasında, All’Antico Vinaio’da günde yaklaşık 6bin adet sandviç yapılıyor. Turistlerin popüler mekânında geçtiğimiz sene yaşanan bir olay ise hayli ilginç. Kaldırımda yemek yiyen turistlerin arkalarında bıraktığı çöp ve belki de kentin en çok iş yapan yeri olması sebebiyle göze batması nedeniyle bugün bu dükkânın önünde kaldırımda yemek yiyene 150-500 euro arası ceza kesiliyor. Bilmemek mazeret mi, emin değilim.

Floransa… nehrin iki yakası. Bir tarafıyla akın akın turistler, müzenin önünde upuzun sıralar, nehrin öte yanında, ara sokaklarda, minik meydanlarda ise Floransalılar günlük yaşamında.

Kaynak: Bloomberg Businessweek

Paylaş

Yorum yapın

Sosyal medyada bizi takip edin...